Demirtaş: “HDP ana çizgi haline geliyor”

Türkiye, seçim atmosferine girmiş durumda. Türkiye tarihi açısından kritik bir işlev görecek olan seçimlerin en çok tartışılan konularının başında HDP geliyor. Zira yüzde 10 darbe barajıyla girilen seçimlerde HDP’nin barajı aşması durumunda yepyeni siyasi dengelerin kurulacağı analizleri yapılıyor. Yine risklere işaret ediliyor. Özgür Gündem gazetesinden Günay Aksoy ve Zana Kaya, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş‘a seçim çalışmalarını, izleyecekleri politikayı, baraj tartışmasını ve merak edilen başka birçok konuyu sordu.

demirtaş hdp

HDP ve baraj meselesi siyasetin ana gündemlerinin başında geliyor. HDP’nin seçime parti olarak katılması kararının siyasi anlamı nedir? Dengeleri nasıl değiştirecek?

HDP en son büyük kongresini yaptığında bu karar ortaya çıkmıştı. Bu yeni bir karar değil. Hazırlıklar uzun zamandır sürdürülüyor. Cumhurbaşkanlığı seçimine girerken, kampanya yürütülürken hedefimiz partiyi seçime hazırlamaktı. Tam da bizim Demokratik Ulus, Demokratik Cumhuriyet perspektifinden hareketle inşaa etmeye başladığımız Yeni Yaşam’ı Türkiye’de ana siyasi aktör haline getirme mücadelemizin bir parçasıdır. Bu parti sonuçta sırf parlamenter sisteme entegre olmak için kurulmuş bir parti değil. Partinin kendisi bile Demokratik Ulus’un inşa sürecinin bir parçası. Örgütlendiği her yerde bütün ezilenleri, farklı kimlikleri, inançları, emekçileri örgütleyerek büyüyen bir parti. Eğer bu çizgi ana siyasi akımlardan biri haline gelecekse partiyi dışlayan bir seçim stratejisi partinin iflası anlamına gelir. Eğer bağımsız adaylarla girilme kararı alınsaydı HDP hiçleşecekti. Oysa burada özne HDP. Parlamento grubu değil. Doğru ve yerinde bir karar olduğu her geçen gün zaten daha iyi anlaşılıyor. Bu kadar ürkmelerinin, korkmalarının tek nedeni HDP’nin barajı aşma ihtimali değil sadece. Bu siyasi çizginin Türkiye’de ana akım çizgilerden biri haline gelmesidir. Bütün ırkçı, tekçi partiler en fazla bundan ürktüğü için şu anda Türkiye’nin temel gündemlerinden biri HDP’nin parti olarak seçime giriyor olmasıdır. Gündem olmasının bir diğer nedeni de halklar için büyük umut yaratmasıdır.

HDP’yi CHP’den ve AKP’den ayıran nedir? Topluma bu açıdan ne vaat ediyor?

Birkaç temel ayrım nokrası var; her şeyden önce HDP bir mücadele gelenekleri partisi ve hareketidir. Toplumsal sıkışmalardan, iktidar çatışmalarından sıyrılıp çıkmış bir parti değil. Çok köklü, uzun yıllardır devam eden Türkiye ve Kürdistan demokrasi, özgürlük mücadelelerinin stratejik birliği üzerine oluşan partidir. Bu yönüyle diğerlerinden ayrılır. İkincisi; tekçi sistem partilerinin zihniyet, program ve pratiği ile kıyaslandığında HDP çokkültürlü, çoğulcu bir yapıyı hedef alan bir partidir. Diğer partilerin tamamında tekçilik vardır.

Üçüncüsü; HDP toplumun ezilenlerini esas alarak politika yapar; elit kesimlerin siyasetinden çok ezilenlerin siyasete müdahale hakkını savunur. Emek sömürüsünden cinsiyet sömürüsüne, doğa sömürüsünden kültür sömürüsüne kadar bütün sömürü biçimlerine karşı direniş politikasını esas alır. Bu yönüyle güçlü bir emek hareketinin HDP’yi şekillendiren unsurlardan biri olduğunu söyleyebiliriz. Dördüncüsü; HDP sadece Türkiye açısından değil bölge siyaseti açısından da önemli bir aktördür. Diğer hiçbir parti HDP’nin bölge düzeyinde yarattığı etkiye sahip değil. AKP belki iktidar olduğu için devlet olanaklarıyla beraber bölge siyaseti üzerinde etkili olabiliyor. Ama CHP’nin, MHP’nin, geri kalan hiçbir partinin bölgedeki gelişmelere ilişkin ne ciddi bir politikası vardır ne de bir etkisi vardır. HDP’nin yaptığı her politika Suriye’yi de etkiler, Irak’ı, İran’ı da etkiler. Burdan da baktığımızda HDP sadece bir Türkiyeli aktör değil, bölgesel bir aktördür; bu da yine içinden çıktığımız mücadele geleneğinin özelliğidir. Ve beşincisini de hiçbir partide olmadığı kadar cinsiyet özgürlükçü bir partidir HDP. Tam bir kadın özgürlüğü mücadelesi partisidir diyebiliriz. Dünyada hiçbir partinin cesaret ve cüret edemediği bir kadın hareketinin öncülüğünde gelişmiş bir partidir. Bu yönüyle de dünyada tekdir. Yani yüzde elli cinsiyet kotasını programına, parti tüzüğüne yazabilmiş ve bunu pratikte de önemli ölçüde başarmış dünyadaki tek partidir. Başka örneği yoktur.

Dünyada HDP gibi partilerin örneğin Yunanistan’da SYRİZA’nın, İspanya’da Podemos’un iktidara doğru bir yükselişi söz konusu. Yani artık kendi ülkelerinde siyasetin ana merkezi durumunda. Bu açıdan bu partiler HDP’nin başarısı için ne ipuçları veriyor?

İspanya ve Yunanistan’daki koşullar tabii ki Türkiye ile bire bir örtüşüyor diyemeyiz. Ama iki ülke şu yönüyle Türkiye’ye benziyor; orada da büyük bir sıkışmışlık var. Toplumun demokrasi ve özgürlük arayışına ciddi bir ekonomik kriz de eklenmiş durumda. Yunanistan ve İspanya’da tekçi ve kapitalist neoliberal sistemi esas alan partiler halkın gözünden düşmüştür. Hem İspanya’da hem de Yunanistan’da emekçiler iktidara doğru yürüyüşün ancak birlikte hareket etmekle mümkün olduğunu biliyorlardı. Ortaya çıkışları da tarihsel temellere dayalıydı; çözüm önerileri de tarihsellikten kopuk değil. Bu yönüyle HDP’ye benziyorlar. HDP de tarihsellikten kopmadan farklı mücadele güçlerini bir araya getirmeyi başardı. Üç hareket de daha çok gençlik üzerine yükselen hareketlerdir. Bu yönüyle de dikkat çekicidir. HDP de ağırlıklı olarak gençlik üzerinden büyüyor. Tabii ki HDP, SYRİZA, Podemos birbirini etkileyen ve etkilenen hareketlerdir. Türkiye’de aslında bütün ezilenler ordaki gelişmeyi olumlu görüyor ve bunun HDP tarafından da başarılacağını hissediyorlar. Ama aynı şekilde SYRİZA ve Podemos da HDP’den etkileniyor. Görüşmelerimizde HDP’yi heyecanla izlediklerini ve etkilendiklerini söylüyorlar.

Zaten fiili olarak anamuhalefet olan HDP resmi olarak da bu seçimle birlikte anamuhalefete geçebilir ve bir iktidar alternatifi doğabilir. Her şeyden önce buna inanmak lazım. Türkiye’nin muhalefet güçleri kronik muhalif olma hastalığından kurtulmalılar. Türkiye’de asıl muhalefeti yürüten güçler, bir gün bu ülkede demokratik halk iktidarını inşa edebileceklerine olan umudu ve heyecanı yitirmişlerdi. Şimdi HDP ile birlikte buradan çıkılıyor artık. Ölü toprağını kaldırdık. Yani bu demokratik halk iktidarı olma hedefinin hayal olmadığı, aslında gerçekçi olduğu artık hissediliyor. Cumhurbaşkanlığı seçimindeki umut ve heyecanın büyük olmasının nedeni buydu. Oy yüzde 10’du ama heyecan yüzde elli nerdeyse. Kürt hareketi zaten kendi özgülünde, yerelinde önemli ölçüde demokratik yerel iktidarlarını inşaa ettiği için özgüveni daha yüksek bir hareket. Kürt hareketi bu deneyimini, birikimini şimdi bütün Türkiye’yle paylaşıyor. Bütün Türkiye muhalif güçleriyle paylaşıyor. O nedenle evet, Türkiye’de de HDP’nin iktidara yürüyüşü başlamıştır.

Gençlerin katılımı nasıl?

Çok önemli. Zaten son yapılan araştırmalarda mesela ilk defa bu seçimde oy kullanacak olan seçmen yani 18 yaşına girmiş olanların yüzde onbeşi HDP’ye oy vereceğiz demiş yani oradaki oy oranımız yüzde onbeş. Dolayısıyla altta yetişen gençlik HDP’li olarak büyüyor. Önümüzdeki beş aylık kampanya sürecinde bunun çok daha ciddi artacağını düşünüyorum.

AKP seçimlere daha çok başkanlık sistemi vaadi üzerinden gidiyor. HDP ne öneriyor? Türkiye’nin idari-siyasi yapısını dönüştürmeye dair modeliniz nedir?

HDP, yönetimdeki tekçi anlayışa karşı, tek adamlığa karşı yerinden yönetim modelini, özerk modelleri öneriyor. Bu da giderek halk tarafından daha çok tartışılıyor. Aslında Erdoğan modeli, Erdoğan uygulamaları Demokratik Özerkliğin daha kolay anlaşılmasını sağlıyor. Erdoğan, Demokratik Özerkliğin ne olduğunu kendi pratiğiyle anlatıyor. Yani onun tekçi sisteminin tam tersi ve panzehirinin Demokratik Özerklik olduğu daha iyi anlaşılıyor. Tabii AKP bütün seçim stratejisini başkanlık üzerine kurmaz. Dayanacağı en büyük argüman istikrardır. Yani mevcut istikrarın sürmesini istiyorsanız bize oy verin mesajı ile aslında üstü kapalı bir tehditle seçmene gidecekler. Başkanlık sistemi mevzusunda de fakto olarak zaten tek adamlık, başkanlık uygulanıyor. Türkiye’de şu an başbakan yok. Yani Cumhurbaşkanı kabineyi toplamakla Başbakan’ı silmiş atmış oldu, hiçleştirdi zaten; o mevzu bitti. Anayasa yok, Anayasa uygulanmaz durumda şu anda, çünkü Cumhurbaşkanı yetkilerini kullanırken Anayasa’yı dikkate almıyor. Yargı Anayasa’yı dikkate almıyor, AKP medyası Anayasa’yı dikkate almıyor, parlamento Anayasa’yı dikkate almıyor. Yani her şey fiili olarak oluşmuş olan AKP sistemi ve AKP hukuku çerçevesinde sürdürülüyor, yürüyor. AKP bunu bir istikrar olarak topluma sunuyor. Bunun yarattığı ‘istikrar’dan memnun olan ve bu sistemden beslenen bütün çevreleri etrafında tutmaya çalışacak seçimde. Tabii ki seçimden sonra da bütün bu de fakto durumu Anayasa değişikliğiyle resmileştirmek de isteyecektir elbette. Fakat HDP bunun tam tersi bir alternatif program ve projeyle ortaya çıkıp aslında iki çizginin yarışacağı bir seçimi ortaya koyacaktır. Bir çizgi AKP şahsında sistem partileri; bir çizgi de HDP şahsında alternatif demokratik çizgi olarak seçimde yarışacaktır. Temelde de AKP ve HDP çizgileri ciddi bir rekabet içinde olacaktır.

CHP’nin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?  

CHP’nin gidişatının hayırlı olduğunu düşünüyorum çünkü aşağıya doğru gidiyorlar. Türkiye’nin CHP engelinden kurtulması, demokrasi güçlerinin önünü açacaktır. Uzun süredir bir baraj görevi görüyordu muhalefet önünde; muhalefeti kontrol altında tutma politikası uzun yıllardır CHP üzerinden yürütülüyordu. Şimdi CHP artık çok ciddi tehşir oldu. AKP’nin ucuz taklitçiliğiyle AKP’nin değirmenine sürekli su taşıyan bir muhalefet oldu. İyice anlaşıldı, tehşir oldu; iyi de oldu. Hayırlı bir gelişmedir. HDP oradan doğan boşluğu doldurabilecek yegane partidir. Ve CHP etrafında kümelenmiş bütün demokrasi güçleri de şu anda gözünü kulağını HDP’ye dikmiş durumda. HDP olarak biz de bütün o çevrelere ulaşıyoruz, ulaşmaya çalışıyoruz. Bizim CHP ile taktik, stratejik, kurumsal hiçbir işbirliği ve görüşmemiz yok, olmayacak. Ama CHP’ye oy veren seçmenler, ilericiler bizim toplumsal ittifak zeminlerimizden biridir.

Herkes harekete geçmeli

Halka dönük bir mesajınız var mı?

Seçimleri parti kazanmaz, halk kazanır; yani parti sadece onun görünen yüzüdür. Dolayısıyla partimiz seçimi kazanacak diyen herkes ben seçimi kazanacağım diyerek işe başlamalıdır. Öncelikle bireyde başlar; kolektif olarak, toplumsal olarak bütün örgütlerin harekete geçmesiyle ancak seçim kazanılabilir. Bir defa seçmen olmayan kişiler tarih karşısında sorumlu olmak istemiyorsa hemen gidip kendini seçmen olarak yazdırsın. Seçmen kütükleri açıklandığında da ismi yoksa mutlaka itiraz etsin. Özellikle yurdışında yaşayan halkımız bu konuda çok duyarlı olmalıdır. Yurtdışı seçmeni barajı aşmamız konusunda ana kitlelerden biridir. İkincisi herkes bir seçim çalışması yürütmelidir. Herkes bulunduğu yerde, çalıştığı yerde, okuduğu yerde yani halk otobüsünde bile seyahat ederken bu seçim çalışması rahatlıkla yürütülebilir. İnsanlara HDP’yi doğru anlatabilmek hem duruşuyla hem söylemiyle hem yaşam tarzıyla HDP’li olmanın farkını gösterebilmek başlı başına bir seçim çalışmasıdır. Yani bunu işçiler de yapmalı, öğrenciler de yapmalı, kadınlar da yapmalı. Özellikle kadınlar, işte evlere daha rahat gidebildikleri için, gündüz kadınların önemli bir kısmı dışarı çıkamadığı, eve mahkum edildiği için kadınların ev ziyareti çok önemlidir. Kadını ikna edebilmek çok önemlidir. Burada kadınlara da çok önemli rol, görev düşüyor. Her zaman her seçimde olduğu gibi ana çalışmalardan biri kadın çalışması olursa barajı aşmak bizim için zor olmayacak.

Çözüm sürecinde son durum nedir?  

Ortada bir gizlilik anlaşması yok, bunu herkes bilmelidir. Sadece müzakereler başlayana kadar çarpıtmalara, provokasyonlara mahal vermemek için daha özenli davranılıyor. Ama önümüzdeki günlerde artık müzakerelerin başlamasını bekliyoruz. Kapsamlı genişletilmiş heyetler İmralı’ya gidecek ve orada müzakereler başlayacak diye beklentimiz var. Bu gerçekleştiği zaman zaten kamuoyuna bilgi akışı da daha açık, şeffaf bir şekilde gerçekleşmiş olacak. Önümüzdeki günlerde göreceğiz. Heyetlerimiz gidip geliyorlar, şuanda müzakerenin ön hazırlık tartışmaları yürütülüyor. Kimse de müzakere olmayacak diye bir şey demiyor ama olup olmayacağını pratikleşmeden göremeyiz. Önümüzdeki haftalarda yapılacak görüşmeler bunu kesinleştirecek.

Cizre meselesi çok konuşuldu. Hem süreci etkilemesi nedeniyle hem de gençlerin, çocukların katledilmesi nedeniyle. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet partinizi suçluyor. Paralel yapıyı işaret ediyor. Ama bir yandan da İçişleri Bakanlığı’nın kendisi polisin ‘kusurlu’ olduğunu belirtiyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir defa hükümetin Cizre meselesinde maskesi düştü. Başından beri HDP’yi, Kürt tarafını provokatör olarak suçlayan hükümet en son 12 yaşındaki Nihat’ın katliyle birlikte tam bir açığa düşme hali yaşadı. Çünkü İçişleri Bakanı çıkıp ‘polis orada gaz kullanmamış’ dedi. ‘Orada hiçbir müdahale yok’ dedi. 2 gün sonra müfettiş raporunda polisin kusurlu olabileceği yazıldı ve açıklandı. Hemen sonrasında dosyaya gizlilik kararı verildi yani bir AKP müdahalesi ve AKP operasyonu olduğunu söyleyebiliriz Cizre’de. Biraz güç gösterisi, Kürt hareketinin güçlü olduğu yerde Kürt hareketine meydan okuma ya da Kürt hareketine sert mesaj verme, had bildirme, adına ne derseniz deyin ama Cizre üzerinden bir hükümet zorlaması olduğu açıkça ortaya çıktı. HÜDA PAR da bunun tetikçiliğini yaptı. Gönüllü bir şekilde alet oldu, öyle anlaşılıyor.

Altını çizmek istediğim bir konu da Cizre’nin provokasyonlara açık hale gelmesi. Bütün çağrılarımıza, müdahalelerimize rağmen orada provokasyona açık durum bir türlü giderilemiyordu. Bu yönüyle de Kürt hareketinin bütün bileşenlerinin Cizre’ye özeleştirisel yaklaşması lazım. Provokasyona nasıl bu kadar açık hale getirilebiliyor? Bu kadar örgütlü olunan, güçlü olunan bir yerde nasıl bu kadar rahat bir şekilde gençler, çocuklar sokakta katledilebiliyor. Bütün bunlara karşı da tedbir alınamıyor. Bu da Özgürlük Hareketi’nin bütün birleşenleri olarak önümüze koymamazı gereken bir mevzudur; geçiştirilecek bir konu değil.

Gençliğin oradaki mücadelesinin fuhuşa, uyuşturucuya karşı önemli oranda sonuç verdiği belirtiliyor. Yani insanlar artık kapılarını açıp yatabiliyorlar. Hırsızlık sonlandırılmış durumda. Önemli bir özyönetim pratiği var. Hükümetin gençliğe saldırması bu mücadeleyle de bağlantılı mı?

Tam da benim vurgulamaya çalıştığım şey buydu. Cizre çok örgütlü ve bedel ödemiş bir yer. Güçlü bir gençlik mücadelesi var; kendi içinde de özgün bir yapılanmaya dönüşmüş durumda. Eğer öyle bir yerde gelinip bu kadar ciddi bir saldırı gerçekleştirilebiliyorsa demek ki ortada bir problem, sorun var. Bu kadar emek, fedakarlık gerektiren bir direniş ortaya konulmasına rağmen devlet gelip orada tetikçileri ile birlikte rahat bir provokasyon yapabiliyorsa burada bir eksiklik var. Yanlışlık, eksiklik Cizre’nin örgütlü olmasından, mücadele etmesinden kaynaklı değil. Demek ki disiplin ve çalışma tarzında yetersizlik var ki bunlar gerçekleşebiliyor. O nedenle bütün yapıların bu yönüyle kendini özeleştiriye tabii tutması lazım. Devlet bu örgütlenme yapısını dağıtmak isteyecek. İstediği şekilde Cizre’de kendi sistemini oturtmak için elinden geleni yapacaktır. Sınır bölgeleri, büyük bir rant alanıdır. Hem sınır ticareti hem kaçakçılık hem uyuşturucu her türlü yoz ilişkileri dayatarak toplumu teslim almaya çalışan sistem şu anda Cizre halkının ve gençliğinin örgütlenerek kendi öz yönetimini kurmasından büyük rahatsızlık duyuyor. Buna bir şekilde müdahale edebileceği, manipüle edebileceği öngörülmeliydi. Bunun hazırlığı mutlaka olmalı ve bu kadar kolay provoke edilmesine izin verilmemeliydi. Bunlardan iyi dersler çıkarmak lazım. Yoksa Cizre gençliğinin direnişi kahramancadır.

AKP ortaya çıkan yolsuzluklara rağmen çeşitli gerekçelerle örtme yoluna gitti. Meclis’teki oylamada Yüce Divan kararı çıkmasa da büyük fire verildi. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Toplum şu anda AKP’nin rüşvet, hırsızlık ve yolsuzluk konularında iknadır. Toplum AKP’nin temiz olduğuna inanmıyor. Fakat buna rağmen neden AKP etrafında bir destek var, bizim bunu doğru sorgulamamız lazım. Yani toplum ahlaki çöküntü mü yaşadı hırsızlığı onaylıyor? Bunu kabul ediyorsak bu topluma büyük bir haksızlık olur. Toplum bu kadar çürümüş bir iktidarın etrafından kopamıyorsa muhalefetin kendini sorgulaması lazım. Demek ki alternatif oluşturamıyoruz. Hala halk için bir çekim gücüne dönüşemiyoruz. HDP bunu kırmaya çalışıyor. Kuru bir AKP karşıtlığı, hiçbir proje içermeyen kaba bir iktidar karşıtlığı halkta heyecan yaratmıyor. Ciddi bir çatlak yaşandı. 50’ye yakın milletvekili kabul edilemez olduğunu ortaya koymuş oldu. Bunun seçime yansıması nasıl olur bunu kestirmek zor. Sadece buna dayalı bir siyaset de şu anda halklarda umut yaratmıyor. Alternatif programınız olmadığı müddetçe sadece kuru iktidar karşıtlığı ile alternatif siyaset ortaya çıkmıyor. Alternatif ekonomik program, alternatif sosyal, kültürel programlar ortaya koymadığınız sürece AKP toplumdaki bu çaresizliği istismar etmeye devam edecek. Buna biz HDP olarak son vereceğiz.

Uluslararası alanda Türkiye-IŞİD ilişkileri oldukça tartışıldı. Kobanê direnişinin de etkisiyle oldukça teşhir oldu. Siz AKP ile IŞİD ilişkisine dair ne düşünüyorsunuz?

AKP kolay kolay IŞİD’den vazgeçmez. Büyük yatırım yaptı. Bir defa ideolojik olarak birbirine uzak yapılar değiller. Bir de siyasi, ekonomik ve diplomatik olarak büyük bir yatırım yaptıkları bir hareket. Esad’a karşı, Kürtlere karşı, Suriye’nin yeniden yapılanma sürecinde aktör olma iddiası ile AKP hükümeti IŞİD’e, El Nusra’ya büyük yatırımlar yaptı. Kolay kolay vazgeçemez. Bütün dünya da bunu biliyor. Erdoğan da dikkat edin uzun süredir IŞİD’e karşı tek bir cümle kurmuyor. Bütün dünya IŞİD’i tartışırken, lanetlerken Davutoğlu ekibi IŞİD’e karşı söylem geliştirmek yerine Hz. Peygamber karikatürleri üzerinden Türkiye’deki demokrasi güçlerine daha çok saldırıyor. Dikkat edin bize, Cumhuriyet gazetesine vb. güçlere karşı kullandığı dilin onda birini IŞİD’e karşı kullanmıyor. Onlar açısında vazgeçilecek bir ilişki değil fakat teşhir olma durumu her zamankinden fazla yaşanıyor. IŞİD işbirliği AKP’nin başına çok daha büyük belalar getirebilir. Türkiye’de çok sayıda IŞİD hücresi olduğu konuşuluyor, söyleniyor. Bunlar yabana atılır iddialar değil. Ne zaman, nerede, kime karşı harekete geçecek bilmek zor. Seçim yaklaştıkça da bu tür büyük provokatif yönlendirme amaçlı saldırılar olabilir, suikastler olabilir. Bunlar IŞİD merkezli gerçekleştirilen eylemler şeklinde de olabilir çünkü AKP, IŞİD’i kullanmaya çalışıyor, IŞİD de AKP’yi kullanmaya çalışıyor. AKP’nin hizmeti için kurulmuş bir örgüt değil. Çokuluslu, çok aktörlü bir örgüttür. Bir taşeron olarak sadece AKP’ye hizmet etme durumu yoktur. Birçok yapıya, devlete hizmet eden bir örgüttür. AKP IŞİD’i tümden kontrol edemez. IŞİD de Türkiye ve AKP’yi vuracak bir hamle yapabilir, nitekim Fransa da biliyorsunuz dolaylı olarak cihatçıları çok destekledi, Suriye’ye yardım adı altında. Cihatçılar Fransa’yı kalbinden vurdu. Bu işler böyle yürüyor.

Türkiye’de de Ortadoğu’da da iktidarların esas dayandığı noktalardan biri kadim dinsel gelenek ve inançları kendi iktidarı için araç olarak kullanmak, birbirine düşürmek. Bu iktidarların tarihsel yöntemi. HDP tüm inanç ve halklara nasıl bir birlikte yaşam öneriyor?

Biliyorsunuz Sayın Öcalan’ın çağrısı ile Demokratik İslam Konferansı gerçekleşti. Aslında tam da ifade ettiğimiz mevzunun çözümü konusunda atılmış bir adım ve hamleydi. Yine Demokratik Alevi konferansları gerçekleştirildi. Dinin inkarı değil, doğru örgütlenme ve kendini toplumsal bir realite olarak siyasette var edebilmesi önemlidir. Önemli olan toplum din etrafında örgütlenirken tam olarak neye hizmet edecek. Ahlaki olarak, birbirinin hakkını hukukunu nasıl koruyacak. Yoksulluğu tarihsel geleneğine yaslanarak dayanışma ve ortaklaşmayla aşmanın modellerini kurabilecek mi? Baskıcı düzenlere karşı, mazlumdan yana olunacak mı? Esas sorular bunlardır ve bunların cevapları tarihimizde vardır. Hz. Peygamber’in vefatından bu yana bu tartışma sürüyor. Bütün İslami hareketlerin bu noktada duyarlı olması lazım. Toplumun önüne alternatifler koyması lazım. Birlikte mücadele, birlikte yaşam, kimseyi dışlamayan modeller ortaya koymamız gerekir. Aksi halde İslam’la alakası olmayan bir barbarlığı topluma dayatırlar. Tabii ki biz her yerde IŞİD benzeri barbarlıklara karşı Kobanê’de olduğu gibi direniriz. İslam’ı dışlayan bir siyasi hareketin bu coğrafyada hiçbir sorunu çözme şansı yoktur. HDP o yüzden İslami çevrelerin de rahatlıkla kendisini ifade edebileceği bir yapı. Tıpkı Alevi toplumunun olduğu gibi. Bütün bu tarihsel zenginliklerimizin, farklılıklarımızın korunarak, bir arada ve eşit yaşamasının adresidir HDP.

HDP ortak adresimiz

Sizin toplumsal kesimlerle görüşmeleriniz olduğunu biliyoruz. Alevi toplumu var, yine İslami kesimler, birçok etnik ve kültürel topluluk var. Bu temaslarınız nasıl gidiyor?

Batı’da ve Kürdistan’da görüşmeler yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Asıl görüşme zeminimiz toplumsal kesimlerdir. Fakat tabii ki siyasi partiler ve siyasi hareketler de görüştüğümüz kesimler arasında. Biz bunu klasik bir seçim ittifak görüşmesi olarak ele almıyoruz. HDP bir toplumsal hareket ve seçim hazırlığı yapan bir partidir. Bu parti etrafında bütün toplumsal güçleri buluşturmaya çalışıyoruz. Sonuçta HDP sadece bize ait bir parti değil. Bütün toplumsal kesimlerin kendini örgütleyebildiği, var edebildiği bir partidir ve biz partimize bu kesimleri davet edip birlikte mücadele etmek konusunda bir perspektif sunuyoruz. Görüşme yaptığımız kesimlerin önemli bir kısmı da çok sıcak bakıyor buna. Yani kendi siyasi kimliklerini, kurumlarını, partilerini yok etmeden, kapatmadan, tasfiye etmeden mücadele edilebileceğini herkes görüyor. Biz bu konuda ilkesel bir tutum içindeyiz. Muhafazakar İslami çevrelerle de Alevi çevresiyle de Hıristiyanlarla da Êzidî, Süryanilerle de görüşmelerimiz var. Kürdistani güçler, siyasi harketlerle görüşmelerimiz var, sol, sosyalist güçlerle de görüşmelerimiz var, emek kesimiyle, kadın, çevre hareketleriyle, meslek kuruluşlarıyla, yöre dernekleriyle yani ulaşabildiğimiz toplumun bütün kesimleriyle görüşüyoruz. Gittiğimiz her yerde de son derece olumlu karşılanıyoruz. HDP’nin çizgisi herkeste büyük bir umut yaratmış durumda. Bu umudun güce dönüşmesi için örgütlenme çalışmalarımızı hızlandıracağız. Bu çevreler eminim ki önümüzdeki dönemde seçim kampanyamızı aktif destekleyecekler. Kampanyanın bizzat içinde olacaklar.

AlternatifSiyaset.Net/Özgür Gündem

Facebook yorumları

yorum

Yorum yapın