“Suriye’de isyancılar Sarin gazı kullandı”

Facebook

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yürütülen soruşturmada Suriye’de silahlı grupların, uluslararası hukukça yasaklanan sarin gazı kullandığı belirlendi.

 

suriye sarin gazıBM bağımsız soruşturma komisyonu üyesi İsviçreli eski savcı Carla Del Ponte, İsviçreli bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, topladıkları tanıklıklar doğrultusunda Suriye’de Batı medyasının “isyancı” olarak adlandırdığı silahlı grupların uluslararası hukuk tarafından yasaklanan kimyasal bir madde olan sarin gazı kullandığı sonucuna vardığını söyledi.

 

Ponte, şu ana kadar yürütülen soruşturmada Suriye hükümet güçlerinin kimyasal silah kullandığı sonucuna varmadıklarını ifade etti.

 

İsviçreli eski savcı, kimyasal maddeye maruz kalanların tedavi edilme biçimlerinden hareketle “Güçlü ve somut şüpheler var ama henüz tartışma götürmez kanıt yok” diyen savcı, sarin gazının kullanıldığı koşullara ilişkin detay vermedi.

 

İsviçre’deki italyan dilli radyoya da mülakat veren eski savcı, “Elde ettiğimiz tanıklıklara göre, isyancılar sarin gazına başvurarak kimyasal silahlar kullandı” dedi.

 

Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi eski savcısı Ponte, “Soruşturmalarımızın yeni tanıklıklarla daha da derinleştirilmesi, incelenmesi ve doğrulanması gerekiyor, ama şu ana kadar elde ettiklerimize göre, şimdilik rejime karşıtı muhaliflerdir sarin gazını kullanan” diye ekledi.

 

1988’de 5 bini aşkın Kürdün katledildiği Halepçe katliamında Sadam rejimi tarafından da kullanılan sarin gazı aşırı zehirli bir sinir ajanıdır. Vücuttaki sinir sistemlerinin dengesini bozarak felç yapan bu kimyasal maddenin çok küçük bir damlası bile öldürücü olabiliyor. 1991’de Birleşmiş Milletler tarafından kitle imha silahları kategorisine alınan sarin gazının üretimi ve depolanarak saklanması 1993’te Kimyasal Silahlar Konvansiyonu tarafından yasaklandı.

 

Kimyasal silahların kullanımı konusunda Suriye rejimi ve muhalefet karşılıklı olarak birbirini suçluyor. Özellikle Halep ve Şam çevresinde bu silahların kullanıldığı yönünde iddialar var. Bu saldırılardan birinin hedefi Kürtlerdi. 13 Nisan günü Suriye rejimi helikopterleri Halep’te Kürtlerin çoğunlukta olduğu Şeyh Maksut (Şêx Meqsûd) mahallesine bomba yağdırdı. Saldırıda iki çocuk ve bir kadın hayatını kaybederken, 16 kişi de yaralandı. ANF’nin yayınladığı görüntülerde, sürekli titreyen, yarı baygın ve ağızları ile burunlarından beyaz bir köpük çıkan yaralılar görünüyordu. Doktorlar, bombardımanda kimyasal silah kullandığını söylerken, görgü tanıkları helikopterlerden konserve kutularına benzeyen bombalar atıldığını belirtiyordu.Kürt ordusu YPG, saldırıda kullanılan silahların kimyasal içerikli olup olmadığı ve kimler tarafından kullanıldığını tespit etmek için bir soruşturma başlattıklarını bildirmişti.

 

Rejim ve silahlı muhalefet karşılıklı olarak, Aralık’ta Humus, Mart’ta ise Halep ve Şam’da üç kez kimyasal silah kullanıldığı yönünde birbirlerini suçlamıştı.

 

Washington da son açıklamasında Suriye hükümet güçlerinin “farklı derecelerdeki kesinlikte” sarin gazı kullandığı sonucuna vardıklarını söyledi. Ancak geçen hafta ABD Başkanı Barack Obama, bu silahların nasıl, ne zaman ve kim tarafından kullanıldığını bilmedikleri yönüne açıklamada bulundu.

 

Sarin gazı: kokusuz, görünmez ve ölümcül!

Sinir sistemini doğrudan etkileyen sarin gazı, kokusuz, görünmez ve ölümcül bir özelliğe sahip. Derinin sarin gazı ile basit bir teması ile kan dolaşımı durarak ölüme götürebiliyor. Bu gaz çok düşük dozda bile ölümcüldür. Bir yetişkin için yarım miligram yetiyor.

 

Gaza maruz kalanlar, önce şiddetli baş ağrısı çekiyor ve gözbebekleri büyüyor. Sonra çırpınma, nefesin kesilmesi, koma ve ölüm meydana geliyor. Tüm bunlar 10 dakika içerisinde yaşanıyor. Buna karşı panzehir var ancak hayatta kalanlar, çoğu vakada çok ağır nörolojik sonuçlarla yaşıyor.

 

Hiçbir tadı olmadığı için suyu veya gıda malzemelerini zehirlemek için de kullanılabiliyor. Bombalar da sıvı biçiminde sarin gazı ile yüklenebiliyor. Bu durumda patlamadan sonra havada hızlı bir şekilde buharlaşabiliyor. Atlanta’daki Center for Disease and Control Prevention (CDC)’ye göre sarin buharı ile sürekli temas halinde olan kıyafetler, patlamadan sonraki yarım saat içinde de başkalarına bulaşabiliyor. Uzmanlar sarin gazının siyanürden 500 kat daha zehirli olduğunu kaydediyor.

 

TESADÜFEN KEŞFEDİLDİ

 

Alman IG Farben kimyacıları yeni böcek ilaçları üzerinde çalışırken, 1982 yılında tesadüfen sarin gazını keşfettiler. Sarin gazı adını, keşfedenlerden alıyor: Schrader, Ambros, Rüdiger ve Van der Linde

 

1950’li yıllara kadar geniş bir şekilde kullanılan sarin gazı daha sonra kitlesel imha silahı olarak değerlendirildi ve 1991’den itibaren Birleşmiş Milletler tarafından yasaklandı. Bu gaz özellikle 1988’de Halepçe’de Saddam Hüseyin rejimi tarafından Kürtlere karşı kullanıldı, en az 5 bin kişi kimyasal silahlarla katledildi. “Aum Vérité Suprême” isimli tarikat 20 Mart 1995’te Tokyo metrosunda sarin gazı ile saldırı düzenledi, 12 kişi öldü.

 

Suriye rejimi, 23 Temmuz 2012’de resmi olarak kimyasal silah sahibi olduğunu açıkladı. ABD’deki Monterey Enstitüsü nükleer silah üzerine araştırmalar merkezine göre Suriye’de yüzlerce ton çeşitli kimyasal madde bulunuyor. Sarin gazının yanısıra Suriye’nin, sinir sistemi üzerinde etki yapan sarinden türetilmiş VX gazına da sahip olduğu belirtiliyor.

 

Suriye, kimyasal silahların kullanımı ve üretimini yasaklayan 1995 Paris Konvansiyonu’na imza atmayan sekiz ülke arasında yer alıyor. Diğer ülkeler şöyle: Kuzey Kore, Somali, Angola, Mısır, Güney Sudan ve İsrail.

 

Kimyasal silah kullanmadan öldürmek normal mi?

 

ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinin Suriye’ye yönelik “kimyasal silah” üzerinden müdahale tehditleri arttı. Batı, kimyasal silahların “kırmızı çizgi” olduğunu belirtiyor. Ancak bu silahlar kullanılmadan her gün onlarca insan ölmeye devam ediyor. BM’ye göre Suriye’de son iki yılda 70 bini aşkın kişi öldü, 1,4 milyonu aşkın kişi mülteci durumuna düştü.

 

Suriye’de yaşanan katliamların yanısıra ağır bir insanlık krizi yaşanıyor. Birlemiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseryası (UNHCR), 26 Nisan günü yaptığı açıklamada Suriye’ye komşu ülkelere sığınan mültecilerin sayısı 1,4 milyonu aştığını bildirdi. Bu rakam, UNHCR’nin öngördüğünden yüzde 30 daha yüksek. Zira, Aralık ayında yapılan tahminde Haziran 2013 sonunda mülteci sayısının 1,1 milyona yükselmesi bekleniyordu.

 

Buna bir de ülke içinde yaşanan göç eklendiğinde daha ağır bir insani kriz tablosu ortaya çıkıyor. Suriye’de insanlar bir yandan rejimin bombaları altında hayatlarını kaybederken, diğer yandan Batı, Türkiye ve Körfez ülkelerinin beslediği silahlı grupların saldırılarına maruz kalıyor. Ortaya çıkan çok sayıda çeteci grup, savaş suçlarına karışırken, halka ait malları yağmalıyor, hırsızlık yapıyor, yol kesip haraç topluyor, insan kaçırıyor, sivilleri hedef alan saldırılar düzenliyor, toplu infazlar ve işkenceler yapıyor.

 

Ülkede her gün onlarca kişi ölüyor, kayboluyor ve insanlık dışı uygulamalara maruz kalıyor. Tüm bunlar, Batı’nın gözleri önünde oluyor. Silahlı grupları destekleyerek, silah ve finansman sağlayarak yaşanan insanlık krizi ve savaş suçlarının doğrudan tarafı olan Batılı ülkeler, son zamanlarda olası bir müdahale için “kimyasal silah kullanımını” temel gündem haline getirdiler.

 

KİMYASAL GEREKÇESİ

 

23 Nisan günü İsrail ordusu askeri istihbarat bölümü bünyesindeki araştırma ve inceleme departmanı şefi general Itai Brun, ordunun Twitter hesabında yayınlanan açıklamasında “Esad Suriye’de kimyasal silahlar kullanıyor” dedi. Brun, “Büzülen göz bebekleri, ağızdan çıkan köpük ve gördüğümüz diğer işaretler ölümcül kimyasal silah kullanıldığını doğruluyor” diye ekledi.

 

26 Nisan Cuma günü İngiliz Başbakan David Camron, kimyasal silah kullanımına ilişkin “artan kanıtların son derece ağır” olduğunu belirterek, bunun uluslararası toplumu daha fazlasını yapmaya teşvik etmesi gerektiğini ifade etti.

 

Libya’da onbinlerce insanın öldüğü savaşa öncülük yaptıktan sonra Suriye’de kanlı sürece aktif bir şekilde katılan Fransa’nın Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, rejimin kimyasal kullandığına dair kanıt bulunmadığını ancak Suriye rejimi bu konuda işbirliği yapmayı reddettiği için kendi yöntemleri ile bir dizi araştırma yaptıklarını ifade etti. Fabius, “Eğer Suriye’de kimyasal silahların kullanıldığı ortaya çıkarsa, bu bir çok şeyi değiştirir” derken, Fransa, ABD ve İngiltere’nin kimyasal kullanılmasına izin vermeyeklerini belirtti.

 

ABD de ilk kez 25 Nisan Perşembe günü Başar El Esad rejiminin kimyasal silah kullanmış olabileceği olasılığını kabul ederken, kendi servislerinin sağlam bir soruşturma yürütmekte olduğunu dile getirdi. ABD Başkanı Barak Obama geçen haftaki açıklamasında kimyasal silah kullanıldığı doğrulanırsa “oyunun kurallarının değişeceğini” söyledi.

 

Suriye rejimi ise bu suçlamları reddederek, Suriye’ye müdahale için bu iddiaların ortaya atıldığını açıkladı. Suriye İletişim Bakanı Umran El Zohbi, “yüzsüz bir yalan” ifadesini kullanarak Batı’nın “Irak senaryosunu” tekrarlamak istediğini belirtti. ABD, kitle imha silahları bulunduğu gerekçesiyle 2003’te Irak işgalini başlatmış ve Saddam rejimini devirmişti.

 

Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ortadoğu elçisi Mikhail Bogdanov, kimyasal silahlara ilişkin yayılan haberlerin Suriye’ye askeri müdahalenin bir gerekçesi yapılmaması gerektiğini ifade ederek, “Eğer Suriye’de kimyasal silahların kullanıldığına dair ciddi kanıtlar varsa, hemen göstermek ve gizlememek gerekiyor” dedi.

 

IRAK SENARYOSU VE İKİYÜZLÜLÜK

 

Kimyasal silahlar Irak’a müdahalenin gerekçesi olmuştu. Ancak Saddam rejiminin “kimyasal silah” bulundurduğundan şüphe edilerek savaş başlatılmıştı. Oysa Saddam rejimi 1988’de Kürtlere karşı Halepçe’de kimyasal silahlar kullandığında herhangi bir müdahale sözkonusu olmamıştı. Ayrıca Saddam’ın bu kimyasal silahlara Batı sayesinde sahip olduğu kanıtlarıyla ortada.

 

Suriye’nin kimyasal silahlara sahip olduğu uzun yıllardır biliniyor. Suriye rejimi de resmi olarak kimyasal silah sahibi olduklarını doğruladı. Batı, Irak’ta kullanılan silah kullanımını izledikten sonra “bulundurmaktan” savaş açarken, Suriye’ye ise “kullanılması halinde oyunun kurallarını değiştirme” tehdidinde bulunuyor.

 

PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, Aralık 2012’de ANF’ye verdiği bir mülakatta, Suriye’nin askeri bir dış müdahalenin mümkün olmadığını söylerken, “Kimyasal silahlar İsrail’e karşı kullanılabilir. Bu nedenle dış müdahale zorlaşacak, imkansız olacak. Biz baştan beri düşünüyorduk. Bizim kanaatimiz bu şekildeydi. Ama bir şekilde bunları bertaraf ederlerse, o zaman dış müdahale olabilir. 1992’den beri bu silahlar var, şimdi kalkmış bahsediyorlar” tespitinde bulunmuştu.

 

Kimyasal silahların kullanımı konusunda Suriye rejimi ve muhalefet karşılıklı olarak birbirini suçluyor. Özellikle Halep ve Şam çevresinde bu silahların kullanıldığı yönünde iddialar var. Bu saldırılardan birinin hedefi Kürtlerdi. 13 Nisan günü Suriye rejimi helikopterleri Halep’te Kürtlerin çoğunlukta olduğu Şeyh Maksut (Şêx Meqsûd) mahallesine bomba yağdırdı. Saldırıda iki çocuk ve bir kadın hayatını kaybederken, 16 kişi de yaralandı. ANF’nin yayınladığı görüntülerde, sürekli titreyen, yarı baygın ve ağızları ile burunlarından beyaz bir köpük çıkan yaralılar görünüyordu. Doktorlar, bombardımanda kimyasal silah kullandığını söylerken, görgü tanıkları helikopterlerden konserve kutularına benzeyen bombalar atıldığını belirtiyordu.Kürt ordusu YPG, saldırıda kullanılan silahların kimyasal içerikli olup olmadığı ve kimler tarafından kullanıldığını tespit etmek için bir soruşturma başlattıklarını bildirmişti.

 

BU BİR OYUN MU?

 

Batılı ülkeler dünyanın diğer bölgelerindeki sorunlara müdahalelerinde ortaya koyduğu iki yüzlülüğü Suriye savaşında da gözler önüne serdi.

 

Peki “kimyasal olmayan silahlarla onbinlerce ve hatta yüzbinlerce insanın ölmesi normal mi?” Her gün onlarca insanın yaşamını yitirdiği bu çatışma bir “oyun mu” ki kuralları, yaşanan insanlık krizine göre değil de, silahın türüne göre değişsin? Ve temel soru: Batılı ülkelerin Ortadoğu’da insani bir yaşam, özgürlük ve gerçek bir demokrasi kaygısı var mı?

 

ANF